Efsanevi Şahıslar
Etkinlikler
Evcil Hayvanlar
Satranç Taşları Kitabı
Malikane
Hayran Köşesi
DEĞİŞİM ÇAĞI

Kanunsuzluk

     « Dünya, bölünecek her hangi bir şey  olmadığı

  sürece, bölünemez. Dünyanın var oluşu,  

onun için savaşmaya sebep olabilir mi?…»     

 

      Yararlı kaynakları ile, verimli toprakları, şifa eden suları ile bol olan ve Mirrou yıldızının yumuşak ışığı ile aydınlatılan Feo Dünyası – cennet vadisi olan Edem’e, hangisinde kötülük planlarına, savaşa ve gaddarlığa yer yoktur, benziyordu. Olağanüstü güçlerin hayalleri gerçekleşmedi, denge kurallarını çiğneyip dünyayı yarattılar, başarısızlığa uğradılar. Kantar ağırlıklarını denkelştirmek için aşkın karşısına – nefret konuldu, iyiliğinkarşısına – kötülük, barışın kaşısına – savaş.
     Elt vadisi Yaratıcıların başarısızlığa uğradıklarının en iyi kanıtıdır.
 

 

     Çalışkan Bodurlar ve bilime eğilimli olan Cüceler aynı alanda rahatlıkla yaşıyorlardı ve güzel anlaşıyorlardı. Bir birine sevgi duymayabilirlerdi ama kavga etmeye niyetleri de yoktu. Herkes kendiişleriyle uğraşıyorlardı, onlara Dünya ile verilen aynı kaynakları kullanıyorlardı, inşa ediyorlardı, elde ediyorlardı, inceleyip öğreniyorlardı ve hayatın tadını çıkartıyorlardı. Bu şekilde uzun süre yaşadılar daha ki…
     Günlerin birinde, Mirrou yıldızın ışınları Feo dünyası dağların tepelerini aydınlattığı zaman, Elt vadisi yaşayanları korkunç bir haber ile karşılaştılar: tüm sızıntıların şifalı suları zehirlenmiştir. Kutsal sayılan nehrin sularını kim zehirledi, kimin kalbi bunu yapabilecek kadar gaddar oldu? Bilinmiyor! Ne yazık ki bu haber Bodurların ve Cücelerin bir birilerinden şüphelenmeleri için yeterliydi. Her ırk karşı ırkı suçluyordu, bu olay güvensizliğin, uzaklaşmanın ve ayrılığın başlangıcıydı.
     O zamana kadar Feo dünyası havasına savaş ruhu artık girmişti. Hayat tarzları ile memnun olmayan ve diğer ırklara karşı kıskançlık hisleri olan Orklar - saldırılara geçtiler. Orklar - tarihin başlangıcından itibaren, kaynakları az ve kısıtlı olan bölgeye yerleştiler, hatalı bir şekilde kullanılan doğa kaynakları kısa bir süre içinde bittiler ve kendi hayatların düzenini az olsun güzelleştirmek için Orklar büyük çabaları sarf ediyorlardı. Bu olayı haksızlık olarak kabul ederek ve diğerlerinden daha fazla çalşımak istemedikleri için ve kendi doğal saldırganlık içgüdüleri ile yönetilen Orklar, onların düşüncelerine göre, en mantıklı yolu seçtiler – diğer ırkların topraklarına sldırıyorlardı, yaşayanları korkutuyorlardı, zorla topraklarını ellerinden alıyorlardı. Bu tür saldırılar ırklar arasında nefret ve kin yaratıyordu. Havada nefret hissi koyulaşmaya başladı.
     Elt vadisi Orklar için en fazla istenilen ve elde edilmesi mümkün olmayan bir bölgedir. Bodurlar ve Cüceler birlikte oldukları sürece onlar yenilemezlerdi. Bu yüzden Orklar sinsilik ile vadiyi ele geçirmeye karar verdiler. Gece karanlığından faydalanarak, uyku Tanrısı, vadi yaşayanların zihinlerini uyuttuğu sıra, Orkların ispioncuları sızıntılara yaklaştılar ve var olan tüm sızıntıları zehirlediler. Orkların planları son aşamasına kadar hesaplanmıştır: hedef – Bodurlar ve Cüceler ırkları arasında güvensizliğin ve nefretin yaratılması. Orklar yapmak istediklerini yaptılar. Bu andan itibaren Bodurlar ve Cüceler arasında kavgalar, tartışmalar daha sık ortaya çıkmaya başladılar, bölge bölümü sorusu daha sık gündeme geliyordu, Orklar, zayıflayan ırklara daha sık saldırmaya başladılar. 
    Kısa süreli kavgalardan bıkan ve zayıflayan Bodurlar ve Cüceler ırkları, Orklar tarafından devamlı saldırılara uğramaya başladıktan sonra ve gümüş madenleri bulunan toprakları kayıp eden Bodurlar, kayıplara son vermeye karar verdiler. Bir araya gelip, bir gecenin içinde onlar geniş ve derin bir hendek kazdılar, bu hendek Bodurların ve Cücelerin topraklarını pay ediyordu, Elt vadisinin şifalı sızıntıların başlangıcı ise Bodurların bölgesinde kalmıştır. Sabahleyin kalkan Cüceler, Bodurların tarafından yapılan hainliği görünce, haklı olarak sinirlendiler. Savaş – eşi görülmeyen dövüş, kavgaların gaddarca ve acımasızca çözüm yolu, kan akımı... ilan edilmiştir! Cücelerin yöneticisi cesur Faulius’tu, uzun süre bilinmeyen hastalık ile hasta olan annesini haytta şifalı sızıntı suyu tutuyordu, öfke ile ve annesini kayıp etme korkusuyla yönetilen Faulius ırkının tüm adamlarını toplayıp onları Bodurlara karşı savaşmaya götürdü. Korkunç bir savaş başladı! Dövüşte kan sel gibi akıyordu, çocuklara bile acımıyorlardı, bu dövüşte kalp susuyordu zihin ise donuk kalıyordu. Herkesin daoğrusu ve yalanı olan bir savaş başladı! Binlerce hayatın kaybına neden olan, barışı ve mutluluğu yok eden, ırklar arsında savaşların başlangıcı olan bir savaş başladı ve bu savaş tarihe Kanunsuzluk olarak girdi. Savaş başlangıcın sebebi olan Elt vadisindeki şifalı sızıntıları hiç kimse elde edemedi. Kan içinde kalan sızıntılar kendi şifalı özelliklerini kayıp ettiler. Vadideki topraklar kurudu. Hava kan ve ölüm kokusu ile doldu.

 

 

İnsanların ve Kara Elflerin savaşları. Bilgin Fionıus’un öldürülmesi.

 

    Uzun zaman evvel, Feo dünyası barış içinde yaşadığı zamanlarda ve barış çok nadir bir şekilde kısa süreli savaşlar ile bölünüyordu, gizem ile dolu olan Kar dağlıkları arkasında sık orman kenarında Leyton şehri inşa edildi. İnsanlar ırkın şehri yavaş ve belirli bir şekilde Feo dünyasının alanlarını inceleyip büyüyordu.
Bu bölgeye gelen insanlar orman kaynaklarını kendi ilk inşaatları için kullanıyorlardı, ormanda meyve ve yemiş topluyorlardı, hayvanlara avlanıyorlardı ve kendilerine iyecek elde ediyorlardı. Zaman akıp gidiyordu, insanlar şehri büyüyordu, şehrin etrefinda belirli yararlı kaynaklar madenleri bulundu ve yakınlarda evlerin duvarları taştan yapılmaya başladı.
İnsanlar etrafında ve yakınlarda bulunan bölgeleri inceleyip daha fazala ve daha çabuk gelişiyorlardı, yakınlarında bulunan ormanlığı Leyton Ormanları olarak adlandırdılar. 
    Ormanlığın derinliklerine seneden seneye daha fazla giren insanlar garip olaylar ile karşılaşmaya başladılar, anlatılması zor olan işaretler ve izler ile karşılaşmaya başladılar: ormandaki ağaçlar garip simgeler ile işaretlidir, orman içinde garip bölgeler, hangilerine insan ayağı bastığı anda insan korkudan titremeye ve oradan kaçmak ister... Ayrıca, ormanda zihin ve akıl sahibi olan varlıkların olmasını insanlar hisstemeye başladılar. 
Şehir sokakları söylentiler ile doldu. Ormana girdikleri an kötü olan birileri tarafından takip edildiklerini çoğu anlatmaya başlıyordu. İnsanların çou ormana meyve, yemi toplamaya yada avlanmaya gittikleri için bu olay kayıpsız geçmedi, kimi ormandan yolunu kayıp etmiştir, kimi orman gordtları tarafından öldürülmüştür. Orman ormandır, her şey olabilir. Soz zaman içinde gerçekleşen oalaylardan dolayı insanlar bu tür olayları abartmaya başladılar ve başka bie şekilde yorumlamaya. Şehirde olaylar zorlaşmaya başladılar, insanlar ormana daha az gitmeye başladıkları için iyecek miktarı düşmeye başladı. Bilgili aksakal Fionius ile yönetilen şehir yöneticileri tüm insanları toplayıp özel ve silahlandırılmış birliklerin toplanmasına karar verdiler. Bu birliklerin görevleri – Şehir için iyecek teymin etmektir. 
     - Fionius toplantıda, şehirde insanlar tarafından tüm anlatılanlar sadece sözdür her hangi bir kanıt ile ıspatlanmamış olaylardır. Eğer insanlarımız korkuyorlarsa biz silahlı muhafızlar birliğini kurup onalra destek olarak göndereceğiz. Çünkü insanların kanıtlanmamış korkusu şehire iyecek teymin edimine yansımamalıdır. Elbette ki ormanda lanetli yerlerin var oladuklarını kabul ediyorum, o bölgelerde eski büyülerin güçleri daha sağlam olabilirler. Bu tür olaylarda ise ilk önce bu tür yerleri bulmamız gereklidir onbdan sonra ne yapacağımıza dair karar vereceğiz.
     İlk birlik sabahleyin erkenden orman derinliklerine gitti ve akşam üzeri geldiklerinde şehire baya büyük miktarda iyecek getirdiler.Bu sefer insanlardan hiç biri tanımlanmayan korku hissini yada garip takip hissini duymadı bile. Orman ağaçlarındaki garip işaretler ise yakından incelendiklerinde ağaç kabuğu resimleri ve dalların garip kıvrımalrın oldukları anlaşıldı. Kısa bir süre sonra ormana giden insanların yanında silahlı muhafızların bulunması ile herkes alışmıştır ve şehirdeki işler eski haline dönmüştür.
     Akşamlardan birinde, şehrin ana kapılarını kapatmaya hazırlanırken, şehir kulesindeki gözcü şehir ana kapılarına doğru emekleyen garip bir varlığı gördü. Kontorl edilmesi için birlik gönderildi. Garip varlık – Letsest’ti - sabahleyin ormana gönderilen muhafızlardan biriydi. Onun zırh elbiseleri ezilmiş haldeydi, muhafız ise etrafındakilerden hiç kimseyi tanımıyordu. Etrafını saran sular hakkında, kökleri ve dalları yerine kemik büyüyen garip ve dirilen ağaçlar hakkında sayıklıyordu. 
Bu olay hemen şehrin sokaklarında yayıldı. Saatin geç olmasına rağmen olağanüstü durum ilan edilerek toplantı için tüm Yöneticiler toplanmışlardır. Letsest’in şuurunu yerine getirdikleri an toplantıya götürdüler ve onun anlattıklarına göre sabahleyin gönderilen silahlı birlikler ve toplayıcılar herkes ölü olabilir. 
    Eskisinden daha fazla orman derinliklerine giren insanlar bir göle rastladılar, gölün ortasında kocaman ve iğrewnç görünüşüne sahip olan bir ağaç büyüyordu. Ağacın kökleri su içinden çıkıyorlardı ve küçük adacıkları yaratıyordu. Bu alanda kamp kurmalarına dair karar alındı. İnsanların bir kısmı gölde yıkanmaya başladı, bir kısmı ormana girip ateş için odun aramaya gitti, diğerleri ise meyve ve yamiş toplamaya başladılar.Her şey yolundaydı, daha ki Letsest göl kenarında büyüyen ağacın kuru olan kökünü kesmeye başlamadı. Baltanın ilk vuruşundan hemen sonra korkunç uluma sesi duyuldu ve Letsest birileri tarafından en yakın olan ağacın köküğne doğru fırlatıldı. Kendi şuurunu kayıp etmeden önce Letsest gölde suyun kalmaya başladığını, su içinden garip, kemikimsi ve sarı renkli dokunaçların çıktığını gölde ve göl kenarında bulunan insanları yakalamaya başladığını gördü, göldeki su ise huni şeklini alıp kamp üzerine kocaman dalga ile düştü. Nasıl şehir kapılarına kadar ulaştı ve sonra ne olduğunu hatırlamıyordu.
     Letsest’in anlattıklarını dinledikten sonra şehir Yöneticileri tarafından katil-ağaç ve lanetli yer şehire büyük tehlike gösterdiğini kararı alındı. Danışman Ander, yeni icat ettiği sıvı ile ağacı yakmayı teklif etti, bu şekilde Leyton ormanlarını pislikten kutarmaya karar verdiler

     Ertesi günü sabahleyin şehrin ana kapılarından güçlendirilmiş okçular birliği Leyton ormanlıklarına doğru çıktı, yanında bir kaç fıcı yanıcı sıvı götürüyorlardı. Akşama doğru Ander tarafından yönetilen birlik geri döndü, fıcıları birlik geri getirmedi, Ander ise Yöneticilere lanetli yerin ve katil-ağacın öldürüldüğünü bildirdi.
     Her şey tahmin ettiklirnden daha basit çıktı. Şehirde bu olayı kutlamaya başladılar.
     Sabahleyin ise Leyton şehri savaş davul sesleriyle uyandırıldı. Hiç bir şey anlamayan insanlar silahlarını alarak şehir meydanına toplanmaya başladılar. Meydan kargaşa içindeydi, şehir sakinlerinden acilen birlikler toplanıp şehir kalesi duvarların her tarafına gönderiliyorlardı.Ne olduğunu hiç kimse anlamıyordu, sadece savaş davulların sesi yakınlarda felaketin ve derdin olduğunu açıklıyordu. Şehir kalesi duvarlarında yürümek çok zordu, kendi zırh elbiseleriyle ve silahlarıyla gürültü ederek her tarafta insanlar koşuşturuyorlardı, okçular kendş yerlerini alıyorlardı, ufak mancınıkları savaşa hazırlıyorlardı. Kale duvarların yakınlarında ise tüm bu kargaşanın sebebi gözüküyordu…
     Garip savaşçıların düzgün sıraları, koyu renkli hafif zırh elbiseler içinde ve garip oklar ile. 
 - Kara Elfler - dedi Fionius, hangisi tüm olanları kalenin merkez kulesinden seyrediyordu, - kara kuvvetlerin hizmetçileridir, uzun zaman önce unutulmuş kara büyüm sadık hizmetkarlarıdır. Hatırladığım kadarıyla onlar dış dünya ile tüm bağlantılarını koparmışlardı, kendilerini kara büyülerini öğrenimine adayarak ve olağanüstü yaratıklara kendilerini dönüştürerek diğer dünyalara geçmeye niyetliydiler. Feo dünyasını, hangisini onlar kendi ana dünyası olarak kabul etmiyorlar, terk etmeye niyetliydiler. Garip, onların dış görünüşlerine bakılırsa, kararlı oldukları bellidir. Onlar ile konuşmaya çalışacağım ve olanlar hakında bilgi almayı deneyeceğim.
     Fionius kule duvarına çıktı ve güçlü ve yüksek ses ile konuşmaya başladı.
 - Bizim kale duvarları yakınlarına neden silahlarınız ile ellerinizde geldiniz? Biz savaşmak için gelmedik buraya, burada sadece yaşamaya niyetliyiz, hiç kimseyi rahatsız etmek istemiyoruz ve rahatsız edilmek te istemiyoruz. Ben sizi biliyorum – siz orman çocuğusunuz, biz ise şehirler çocuğuyuz, aramızda paylaşacak her hangi bir şey yoktur, biz bir birimizle barış içinde yaşayabiliriz hatta öğrendiklerimiz ile paylaşabiliriz.
     Elfler arasından uzun boylu ve gümüş renkli zırh elbiseler içinde olan biri çıktı ve konuşmaya başladı. Kısık sesle konuştuğuna rağmen onun sesi tüm insanların kulakalrında yansıdı ve panik yarattı.
 - Barış teklif etmek için geç kaldınız. Bu bölgede yerleştiğiniz andan itibaren biz sizinle barış içinde yaşıyorduk, size ne arkadaşlığımızı ne de sorunlarımızı çözmeye teklif edip bağlamıyorduk size. Ormanı sizinle paylaşıyorduk, orman zenginlikleri hem size hem bize yetiyordu ve yetecekti. Ne yazık ki siz, insanlar, her şeyi bozdunuz. Siz kutsal ağacı -Zorgal Mitayel Latunahe’yi – ormanın kalbini, yok ettiniz. Bundan sonra orman yok olacaktır, orman ile birlikte biz yok olacağız, büyük ihtimal siz de yok olacaksınız. Biz sizin yok olmanızı beklemeyeceğiz, biz kendimiz sizi yok edeceğiz.
 - Durunе….
     İnce ve tüyler ile süslü ok Fionius’un göğüsüne saplandı ve söylemek istediği kelimelerin akımını durdurdu, arkasında duran danılmanların ellerine düştü.
     Atılan ilk ok – savaşa başlama işaretiydi. Elfler tek güç ile yönetilerek aynı anda yaylarını yukarıya doğru kaldırdılar, havada yayların bükülme sesleri duyulmaya başladı. Oklar serbest bırakıldığında ise – şehir yakınlarında bulunan yolu ve boş alanı sanki yağmur buludu kapladı. Ne yazık ki bu yağmur buludu değildi – ölüm buluduydu. Kaleyi savunan insanlar cevap vermeye çalışıyorlardı, tüm çabaları boşunaydı, Elfler kadar ok atışlarında tecrübeli hiç kimse yoktu. İnsanla ölüyorlardı, Elflerin okları insan bedenini zırh elbiselerindeki aralıklarından buluyordu. Ok ile yapılan en hafif yara yada çizik ölümcüldü, Elfler insanlar tarafından bilinmeyen bir zehiri kullanıyorlardı. Şehir duvarlarından mancınıklar ateş etmeye başladı, savaşan taraflar güçleri eşitlendi. Hafif zırhlar içinde olan Elfler üzerine ağır taşlar düşmeye başladı, zırh elbiseleri ve elbiseler içinde bulunan kemikleri parçalıyordu düşen taşlar.
     Danışmanlar arasından sadece Ander diri kaldı, etrafında aynı anda yüzlerce okun düştüğüne dikkatini dağıtmayarak dövüş ile yönetiyordu.İnsanların çoğunu kale kuleleri içinde saklamalarına emir verdi, kale duvarların üstünde sadece mancınıklar ustalarını bıraktı, oluşan kargaşadan çıkış yollarını arıyordu.Tüm olaylar neden başladığını anlamaya çalışmıyordu, yakılan orman kalbi için acımıyordu, şuan ne yapması gerektiğini düşünüyordu, şehiri ve insanları nasıl kurtaracağını düşünüyordu.
     Aniden parlak bir fikir aklına geldi! Eğer onun tarafından icat edilen yanıcı madde ağacı yok ettiyse, neden aynı maddeyle düşmanları da yok etmesinler?
Kalenin doğu kulesine yaklaştı, kulenin üzerinde bulunan mancınıklar kocaman bir dereye doğru ateş edebilirlerdi. Diğer köşelerde bulunan mancınık ustalarına emir verdi. Aniden mancınık ateşi kesildi, Elfler bir araya toplandılar, bu sefer Elfler askerleri garip bir işaret şeklinde sıralandılar. Garip sesler bölge havasına yayılmaya başladılar. Sani rüzgar aniden üzüldü ve dünyaya bunu haberdar etmek istedi. Garşp şarkı alan üzerinde uçuşuyordu bve kale duvarları büzüşmeye başladı. Duvarların taş örgülerin arasından garip görünüşlerine sahip olan kökler çıkmaya başladılar, kökler taşlar arsındaki harç içine girerek taşlar arasına giriyorlardı. Ander ne olduğunu ilk anladı. Kuleden indi ve at üzerine atladı, atlı savaşçılar ve askerler onun emirlerini bekliyorlardı. Atlar üzerinde oturan askerlerin suratlarında ürpertici kararlılığı gördü, ağır kılıçlar askerlerin ellerinde titriyorlardı, kan içinde boğulmak istiyorlardı.
- Kardeşlerim, - at üzerinde oturan Ander askerlere danıştı. - Çocuklarımızın geleceği için ölmemiz gereklidir.
      Duvarların arasından büyümeye başlayan kökler kale duvarlarını yıkmaya başladılar ve bazı yerlerde kale duvarlarından kocaman duvar parçaları düşmeye başladı.
- Acele etmeliyiz, - dedi Ander. Elindeki kılıcı savurup ana kapıların açılmasını emretti. 

Parlak zırh elbiseleriyle atlı birlikler şehrin ana kapısından yaydan fırlatılan ok gibi çıktılar ve Elflerin askerleri birlikler sıraları içine saplandılar. Elflerin çaldıkları şarkı bitti ve ‘kılıç şarkısı’ başladı. Sonu önceden belirlenmiş olam birlik savaşçıları son kan damlasına kadar savaşmaya hazırdı, düşmanların kesilen ayakları, kolları ve başları havaya uçmaya başladı. 
 - - Doğuya – kendi kan içinde olan kılıcıyla askerlere yolu gösteriyordu Ander. Birlikte hayatta kalan tüm askerler doğuya Ander’in peşinden gittiler. Ander askerler ile isimsiz çukura doğru yöneldiler. Elfler onların peşinden gidiyorlardı ve hareket halindeyken yaylarından ateş etmeyi kesmiyorlardı.Ander askerleriyle birlikte çukurun içine girdiğinde atların üzerinden indiler ve daire şeklini alarak kendi çentikli kılıçlarını çnlerine çıkararak savunmaya hazırlandılar. Elbetteki kılıçlar, uzak ömesafeden öldürebilen silah karşısında hiç bir şey yapamzadı ama Ander bu konuda başka şekilde düşünüyordu. Diri kalan Elfler Ander’i ve askerlerini abluka altına almaya başladıklarında ve çukur içine herkes girdiğinde doğu kulenin ateş noktasından mancınıklar ateş etmeye başladılar, bu sefer mancınıklarda taş yerine... Bir kaç ateş dairesi havada bir kaç saniyeliğine asılı kaldı. Ander kılıcını indirdi, göklere baktı ve gülmeye başladı. Havadaki ateş dairelerin bir kısmı çukur girişinde düştü ve çıkış yolunu kapattı, diğerleri ise Elfler askeri güçlerin tam içine düştüler, düşen ateş daireleri her tarafı alevler içinde bıraktılar. 
     Alevler dalga gibi yayılıyordu, Elfler ateş içinde kalıyorlardı, onlar panik içinde her tarafa koşuşmaya başladılar, cehenneme dönüşen bu çukur içinden çıkış yolunu bulmaya çalışırken, ne yazık ki onlar bu kapan içine onları getiren Ander ile birlikteydiler. Ander bu cehennemin tam ortasında duruyordu ve gülüyordu... Ander’in gülüşü ateş içinde yanarak ölen insanların ve Elflerin seslerini boğuyordu. Ateş Ander’i öldürene kadara Ander gölüyordu ve korkunç ölüm ile olen Ander’in sesi tüm alanda yayıldı. Mancınıklar ise halen ateş etmeye devam ediyordular. Yakınlarda çukur ateş gölüne dönüştü.
     Elflerin saldırısı kırıldı, şehir ayakta kaldı. Ne yazık ki şehir artık eski şehre benzemiyordu. Doğu kulenin az ilerisinde yanık gibi duran çukur her zaman olanlar hakkında hatıra yaralarını açıyordu.
     İnsanlar için iyecek elde etme kaynağı olan Leyton ormanlığı büyük hız ile erimeye başladıve git gide şehireden daha fazla uzaklaşıyordu. Elflerin sözleri kehanet olacaklarını hiç kimse ummmuyordu. Ne yazık ki herşey savaş öncesi Elfin söylediği gibi oldu. Ormana ulaşmak için git gide daha uzun mesafeleri geçmek gerekiyordu, ormanda kuşların, hayvanları hatta ağaçların sayısı hızla azalıyordu. Kocaman Leyton ormanlığı nerdeyse on yılın içinde yok oldu, aynı anda doğu kulesi yanındaki çukur büyümeye başladı, insanlar o çukuru – Ölü çukur olarak adlandırdılar. Seçilen yeni yöneticiler şehrin tam olarak ölmesini beklemediler. İnsanlar kendi beğendikleri yeri terk ettiler, onlar batıya doğru gittiler, Smirra nehrin diğer kıyısında onlar Basturion adında yeni bir şehir inşa ettiler. Eski Leyton ormanlığı yerine kocaman ebatlarına sahip olan kara bir çukur oluştu, o andan itibaren orası Ölü vadi olarak adlandırılmaya başladı. Leyton ormanı yok olda, sanki hiç yoktu orada, onun yerine ise çöl oluştu, orada her zaman rüzgar esiyordu, esen rüzgar her zaman Ölüm vadisinden garip sesleri getiriyordu.

 

 

Magronlar imparatorluğu. İnsanlar imparatorluğu.

 

     Tarih unutmayı biliyor. Şu an, her şey ince bir ip üzerinde asılı olduğu zaman ve belirsizlik yumruğu binlerce diri kalanların kalplerini sıktığı an, eski azameti hiç kimse hatırlamaz. Neden her şeyin başladığını kim hatırlayacaktır? Savaş kütlesine, hangisi Feo dünyası üzerinden geçti ve karşısındaki her şeyi yok etti, ilk vuruşu kim yaptı ve onu kim hızlandırdı…

     Büyük, hantal ve çok güçlü olan magmarlar bilime eğilimli değildirler. Onların kültürünü şfade eden basit davul sesi eşliğindeki dans gibi onların hayatları da aynıydı, hayatta kalabilmek için avlanmak ve askeri eğitimini geçmek sadece bir kılıftı, bukılıfın altında daha önemli şeyler saklanıyordu. 
      Feo dünyasında hangisi düşmanlık okuyla yaralandı ve değişim zamanını geçiriyordu magmarların hayatı basit ve sade bir şekilde geçiyordu. Onlar genellikle düşünülmesi gerekmeyen ve güç gereken ve çok çalışılması gereken yerlerde kullanılıyorlardı. Yapı şekli saf olan magmarlar hayatın tarafından verilen tüm imkanlarını ve olanaklarından memnundular. Onlar demirci kalfaları ve demirci ustaları olarak çalışıyorlardı, çeşitli askeri birliklerde paralı aker olarak çalışıyorlardı, magmarlar kendi hayatları ve kaderleriyle memnundular. Bu şekilde uzun süre boyunca devam ediyordu daha ki…
Gecenin birinde, hangisi diğer gecelerden farklı değildi, Magrimar şehrin köylerinden birinde bir çocuk doğdu. Doğum esnasında annesi öldü ve ona Andelvan ismini verdiler, ismi «başkasının hayatı ile yaşayan» anlamına geliyordu.. 
      Andelvan’ın babası, hangisi Paralı birliklerden birisinin üyesiydi, eve çok nadir geliyordu, eşinin ölümünden sonra evde nerdeyse gözükmüyordu, tüm zamanını seferlerde geçiriyordu, Andelvan eğitimi ile babaannesi Egiyamilgilenmeye başladı. Babaannesi tanrılar tarafından Ateş değneği koruyucusu olarak seçilmiştir ve Andelvan bunu bilmiyordu, asa magmarların gizli gücünü saklıyordu. Hayatın sonu yakınlarda geleceğini anlayarak ve bilerek ve kendi ırkı için yararlı her hangi bir şeyi yapmadığını kabul ederek Egiyam Andelvan’ı Ateş Değneğinin yeni koruyucusu tarzında eğitmeye karar aldı. Yaşlı kadının hikayelerinde, hangilerini Andelvan dinlemeyi beğeniyordu, magmarlar bambaçka bir şekilde anlatılıyorlardı. Anlatılan hikayelerde magmarlar bilgili, diğer ırklar ile hükmetmek için doğan ırk olarak gösteriliyordu. Andelvan babaannesinin hikayelerini sünger gibi emiyordu. Andelvan yetişkinlik çağına geldiğinde babaannesi Ateş Değneğinin sırrını ona açıkladı. 
      - Ben çok uzun bir ömür yaşadım, ne yazık ki yapmam gerekeni yapmadım, korku benim zihnimi ve bedenimi sınırladı, bana verilen olanakları kullanmadım, umarım sen, benim torunum olan ve Andelvan ismini taşıyan, tüm bu olanakları kullanacaksın ve bizim ırkımız gereke yere ulaşacaktır. Bu asa artık senindir. Bir şey daha bilmeni istiyorum: bizim ırkımız büyüleri kullanmayı biliyor, ne yazık ki bizim ırkımız daha uyuyordur, aynı anda bilgileri de uyumaktadır, emin ellerde bulunan asa ırkımızı ve ırkımızın bilgilerini uyandırabilir.
      Egiyam değneği torununa teslim ettiğinde Andelvan değneği eline aldığında, değneğin, hafif koyukırmızı ışığı saçan üst kısmı aniden parlayıverdi ve koyu renkli ışık Andelvan’ın vucudunu kaplayıverdi.

      Yetişkin çağına geldiğinde Andelvan babasının desteği ve yardımıyla Paralı birliğe acemiolarak girdi. Çeşitli zorlukları aştıktan sonra, kendi üzerinde diğerlerin öfkeli bakışlarını hissettikten sonra, kendi hayatını ve kendi ırkını hayatını değiştirmeye karar verdi. Andelvan onunla hemfikir olan bir grup topladı, toplanan grup dünyada bazı değişiklikleri yapmaya kararlıydılar. Andelvan’ın fikirleri onların aralarında kabul edildi ve yakınlarda Magrimar’da ve atrafındaki yerleşimlerde bazı değişiklikler gerçekleşmeye başladılar.İlk önce Andelvan, Birrliğin desteği yardımıyla şehir yönetimcisi görevini kabul etti. Basit magmarların hayat tarzlarını kolaylaştırma reformları ona şan ve ün getirdi. Bodurlar ve Cüceler artık onlarda çalışan magmarlara istedikleri kadar değil belirli bir ücret ödemek zorundaydılar. Paralı birliklerin çoğu, hangileri kendi askerlerini savaşlara ayrı takımlar ve bölükler halinde gönderiyorlardı, tek ve büyük bir birlik haline toplandılar. Andelvan kendisi ortakları seçmeye ve fiyat belirlemeye başladı. Sanki kader Andelvan’a gülüyordu ve Ateş değneğinin yeni sahibini destekliyordu. Andelvan’ın kararları her zaman tartılı ve doğruydular. Andelvan ile yabancı biri yönettiğini hiç kimse hayal edemiyordu bile.
      Geceleyin Andelvan’ın rüyalarında, daha küçükken duyduğu sesler, sıklaşmaya başladılar. Sesler, Egiyam asayı teslim ettiği andan itibaren duyulmaya başladılar. Uyurken uyuduğunu anlıyordu, rüyasında duyduğu ses, hangisi ne yapması ve ne şekilde hareket etmesin gerektiğini anlatıyordu, rüya olduğunu da anlıyordu. Uyandığında ise rüyasında duyduğu sesin söylediği gibi hareket ediyordu, ve tüm yaptığı onun fikri olduğuna inanıyordu.  
      Kısa bir süre sonra, ayrı parçalara bölünmüş olan ırk, imparatorluğa dönüşmeye başladı. Magrimar şehri kurulmaya başlayan imparatorluğun merkezi oldu, buraya Ogriy ve Hair kıtaların tüm köşelerinde magmarlar gelmeye başladı. Magmar imparatorluğu büyüyordu ve kendi hükmünü iki kıtada sürdürüyordu.Feo dünyasında daha çnce güçlüolan ırklar bile Andelvan’ın fikirlerine saygı göstermeye başladılar. Mentalya dağlıklarından Magrimar şehrine doğru sinirli Orkların kocaman bir ordusunun geldiğini haber aldığında Andelvan bir an bile beklemedi. Andelvan tarafından yönetilen magmar ordusu Orkları Herarskiy yaylasında karşıladı. 
      Bu korkunç savaşta Andelvan’ın şan yıldızı daha fazla parlayıverdi. Şu ana kadar görülmeyen büyü tarafından yakılan Orklar ordusu gibi parlıyordu Andelvan’ın yıldızı. Her zaman yanında taşıdığı asayı ve hizmetçileri tarafından büyük merak ile karşılanan Asa en sonunda kendi büyülü gücünü gösterdi. Herarskiy yaylası kocaman bir alev alanına döndü, bu alanda Andelvan’ın şanı güçleniyordu... Bu dövüşten sonra yaylanın ismini – Yanık topraklar olarak değiştirildi.
      Ne yazık ki magmarların güçlenmesi diğer ırklar tarafından destek bulmadı ve hoş bir şekilde karşılanmadı. İnsanlar ve Elfler liderleri, daha önce sade ve karşılık vermeyen, magmarların aniden akıllanmalarını ve güçlenmelerini tehdit olarak görmeye başladılar. Magmarlardan farklı olarak onların gelişmelerini ve Feo dünyasında ağırlık göstermelerini istemiyorlardı.
Diğer ırklar liderleri düşünüyorlardı ki magmarlar Andelvan diri olduğu sürece güçlü kalacaklardır. Ayrıca bilginler hangileri tanrılara danıştılar, Dünyanın ölümünü «Ateş sopası elinde olan şahıstan» dünyanın sonu geleceğini söylediler. Bu haberden sonra insanlar ve elfler katiller okulu olan Maasdar okulu hizmetlerinden yararlanmaya karar verdiler. İstedikleri için büyük paraları ödedlier. İki kıtada en ünlü katil olan Go’Zanar elflerden ve insanlardan ne istediğini hiç kimse bilmiyor. Bilnen tek şey – Aldelvan’ı kendisi öldüreceğine söz verdi.

 

 

       Aynı anda insanlar ırkı büyük bir hızla gelişmeye başladı, gelişmesiyle birlikte Feo dünyasında kendi kurallarını uygulamaya başladı. Hızla gelişen ve büyüyen insanlar ırkı Ogriy ve kısmen Hair kıtasında yerleşmeye başladı. Doğa ile yanaşmayı kabul etmeyen insanların şehirleri büyük bir hızla büyümeye başladılar, şehirler garip görünüşlerine sahiptirler. Her şehir kendi kültürü ve kuralları ile ayrı bir devlet olarak yaşıyordu. 
      En güçlü ve en gelişmiş olarak Basturion Şehri kalıyordu. Şehrin yöneticisi – genç, şerefli, yaşından daha akıllı olan Osmol insanlar ırkının dağınıklılığından hiç memnun değildi. Akıllı ve sert olduğu için anlıyordu ki insanların tüm güçlerini birleştirip onlar Feo dünyasında en üst seviyeye ulaşabileceklerdir. Kendi şehrini güçlendirerekve şehirde en güçlü askeri birliklerinden birini kurarak Osmol insanlar ırkını bir araya toplamaya başladı. İnsanlar köyleri sık bir şekilde Orkların saldırılarına uğramaya başladı. Ogriy kıtsasında sakinlik bozulmaya başaldı. Basturion Şehrin yakınlarında orklar tarafından yakılan köy sabrın son damalası oldu. Osmol belirli kararları vermek zorundaydı.
      Basturion Şehrin askeriyesi bir kaç bölüme bölünerek, yüksek derecede silahlı birlikler yaratıldı. Birliklerin kumandanlarına tek ve net bir emir verildi. Birlikler Ogriy kıtasında dağıldılar, Basturion şehrinde ise tek şehir birliği, hangisi şehir sakinleri yardımı ile destekleniyordu, kaldı. Ogriy kıtasında dağılan birlikler – Orkların köyleri arayışlarındaydılar, buldukları köyleri köküne kadar kazıyıp yok ediyorlardı. Bazen birlikler, orklar tarafından abluka altına alınan bazı küçük şehirlerin yardımına yetişiyorlardı. Basturiom Şehrinden gelen yardımcılara bu tür şehirlerin yöneticileri ayaklarını öpmeye hazır durumdaydılar. Ne yazık ki her şey çok daha sert bir şekilde gerçekleşiyordu. Birleşme teklifleri her zaman neşeyle karşılanıyorlardı, kurtarılan şehir birleşen ve güçlenen insanlar imparatorluğun sıradaki ilçesi olduktan sonra hızla gelişmeye ve askeri birliklerin sıralarını doldurmak için gençlerin askeri eğitimine başlıyordu. Beron erginliklerinde, Sakin bozkır alanlarında, Öfke dağlarında – Osmol yeni bir geleceğe götürecek olan tohumları dikiyordu. Büyük şehirlerde ve Basturion Şehrin askeriyesi yardımında ihtiyacı olmayan şehirlerde Osmol sinsilik, diplamasi ve rüşvet sayesinde hareket etmeyi tercih ediyordu. Grand Fort ve Vorg Triverionda, Triverion Şehrinde, hangilerinde yönetim başında askeri lideleri bulunuyorlardı ve Basturion Şehri ile birleşmek istemeyen liderlere karşı, Osmol, Maasdar okulu hizmetlerinden faydalanmak zorunda kaldi. Zaman akıp gidiyordu. Yakınlarda insanlar İmparatorluğun sınırları net bir şekil almaya başladılar, İmparatorluğun merkezi ve başkanti Basturion Şehri kaldı. Tüm şehirleri bir araya getirmek için tüm insan ırkını bağlayabilecek bir savaş gerektiğini Osmol çok iyi anlıyordu. bŞehir etrefında çiftçileri pislik orklardan kurtarmak artık fayda etmiyordu. İmparatorluğun tüm gücünü gösterecek olan ve siyaset ve iç sarsıntıları durduracak olan bir savaş gerekiyordu. Savaşa başlamak için tek ve güçlü bir rakip gerekiyordu. Magmarlar, Ogriy ve Hair kıtasında şehirleri bulunan magmarlar bu savaş için en iyi rakipti. Osmol anlıyordu ki aşırı dercede farklı olan ve uzun zamandan beri aynı dünyayı paylaşan bu iki ırk aynı dünyada yaşayamaz ve siyaset işleri onlar ile yapılamaz. Bu iki ırk aşırı derecede farklıydı. Magmarlar kadar güçlü bir düşman ile savaşı başlamadan önce knların güçlerini zayıflatacak, panik ve korku içinde bırakacak olan bir olayın gerçekleşmesi gerekliydi. Elfler heyeti, siyaset amaçlı Basturion Şehrine geldiğinde, Osmol’a bir fikir teklif ettiler. Elfler, bir zamanlar zayıf ve güçsüz olan iki ırkın aniden güçlenmesi ve gelişmesi hoş karşılanmıyordu. İnsanlar Elflere yapı olarak daha yakın oldukları için ve Şuar ormanlarına fazla girmedikleri için birlikte olmaya karar verildi. Ayrıca Elflerin düşündüklerine göre – magmarların ve insanların arasındaki savaş bu iki ırkı dize çöktürecektir ve zayıflatacaktır, bu olaydan yararlanarak Elfler kendilerine Feo dünyası hükümdarlığını geri alacaklar. Elfler, magmarlar imparatoruğunun liderlerini ölüdrmeyi teklif etti – Andelvan’ı öldürmeyi. Andelvan gibi olan biri için sıradan bir katile başvurmak büyük bir hata olacağını anlayarak kontrol edilmiş ve güvenilir kaynaklara başvurmaya karar alındı. Cehennem gecidi içinde bulunan Maasdar okulu, bu zaman bile kendi hizmetlerini sunuyordu ve çalışıyordu, ayrıca onların hizmetleri fiyatları da yükselmiştir. Okulun en tecrübeli ve okulun kurucusu olan Go’Zanar ile konuştuktan sonra belirli karara vardılar. Fiyat çok yüksekti ama fiyat hizmetin karşılığı kadardı, ayrıca Osmol Go’Zanar’ın becerilerinden emindi, ölüler bile Go’Zanar yeteneklerini biliyorlardı...

 

 

 Andelvan’ın öldürülmesi

 

      Andelvan uyuyordu. Son zamanlarda onun rüyaları yarı sayıklama ve yarı uyku haline dönüştüler. Ateş Asasını göğüsünde sıkıca tutarak rüyasında onunla konuşan bir ses ile bitmek bilmeyen tartışmasını sürdürüyordu. Rüyasında anlıyordu ki bu ses – değneğin sesidir, rüyasında anlıyordu ki tüm yaptıklarını asa tarafından verilen emirler sonucunda yapmıştır. Uyandığında ise her şeyi unutuyordu ve zihninde yansıyan fikirleri hayata gerçekleştirmeye devam ediyordu. Bu gece sesondan imkansız olan bir şeyi yapmasını istiyordu. 
      Magmarlar ırkı şu an tehlikeli bir durum ile karşı karşıya kaldı.Bizim yükselişimiz ve gelişmemiz çoğu ırkların hoşuna gitmiyor, büyük ihtimal yakınlarda çok ırk ile aynı anda savaşmak zorunda kalacağız, bu yüzden biz ilk saldırmalıyız. 
     Arkadaşlarından bazılarını büyü güçlerini kullanmayı öğrettin. Biz eskisinden daha güçlüyüz ve büyük ihtimal şu anki güce bir daha ulaşamayacağız. Diğer ırklar ile Herarskiy platosunda Orklar ile yaptığını yapmalısın. Andelvan kendi yatağında dönüp duruyordu ve dişleriyle gıcırdatıyordu. Rüyasında ateş içinde yanan Orkların askeriyesini görüyordu. Bu şekilde orkların askeriyesini yok etmek aşırıya kaçan bir davranıştı. Elbette ki onlar barış için gelmediler ama yine de bu şekilde yapmamalıydı. 
      Ben sana yardım edeceğim – diyordu rüyadaki ses – ırkımızın gücü nekadar daha fazla yükseliyorsa benim gücüm okadar daha fazla büyümektedir, benim ile birlikte senin de güçlerin büyümektedir. Yakınlarda unutulan büyüler uyanacaklardır vekendi sahiplerini bulacaklar. Bizim ırkımız dünya ile yönetecek ve... Andelvan aniden uyandı. Rüyasındaki konuşmayı hatırlıyordu, ona söylenen kelimeleri hatırlıyordu ve aniden, onu güçsüz bırakan, sözlerin anlamı beyinine vurdu. Tüm bu zaman boyunca kendi hayatı ile yaşamıyordu. Andelvan – olağanüstü güçlerin kuklasıydı. Babaannesi Egiyam’ın hediyesi – iyi bir hediye değildi, Ateş Değneği sahibinin aklını ve zihnini köleleştiriyordu. Andelvan yatağın kenarına oturdu ve artık alışkanlık olduğu için çenealtını değneğin başlığına dayadı, bu an çok kuvvetli bir vuruş onun bedenini arkaya atıverdi. Vuruş altta ve biraz yan taraftan yapılmıştır. Garip şakline sahip olan hançeri tutan kolu asa durduramadı. Hançer asayı ikiye yardı, değneğin başlığını diğer kısmında ayırarak, hançer Andelvan’ın gırtlağını deldi ve beyinine kadar girdi. Andelvan aniden öldü. Andelvan’ın bedeninin üzerine rengini değiştiren bir üstlük içinde olan bir şahıs kalktı. Ölü olan Andelvan’ın göğüsünde değneğin başlığı duruyordu, başlık koyu renkli hafif bir ışık saçıyordu.Go’Zanar elini uzattı ve başlığı aldı. Go’Zanar başlığı eline alır almaz başlık aniden parlayıverdi ve Go’Zanar’ın bedenini komple sarıverdi. Go’Zanar güldü, ondan sonra döndü ve duvarın içine doğru adım attı.

 

 

      Eğer insanlar ve efler ırkın liderleri, Andelvan’ın ölümü magmarları dize çökelteceğini ve Basturion Şehrin askeri güçleri tarafından tek darbe işle yok edebileceklerini düşündüyseler – onlar yanıldılar. Andelvan’ın ölümü, hangisi haince kendi yatak odasında öldürüldü, herkesi ayağa kaldırdı. Magmarlar kendi önderini kayıp ettiler ama askeriyedeki sert eğitim kendi sonuçlarını vermeye başladı, magmarlar intikam almaya başladılar.
      Artık biliniyordu ki Andelvan’ın ölümü ırklardan birinin tarafından hazırlanmıştır. Acaba kim bu haince öldürülmenn arkasında duruyor? Çoğu bunu yapmak istiyordu, bu yüzden Andelvan’ın arkadaşları ve onunla hemfikir olanlar herkesi ölüdrmeye karar aldılar. Hiç kimseye acımayacaklarına dair söz verdiler. İntikam ve sadece intikam, intikam ile kendi üstünlüğünü ıspatlamaya karar verdiler. Kıtaların ikisini de alevler kapladı. Magmarların bir kaç askeriye birlikleri onların söyledikleri gibi – temizlik savaşını başlattılar, kendi ölen lideri adına binlerce ve binlerce hayat adak olarak getirerek. Sadece Ogriy kıtasında magmarlar direniş ile karşılaştılar. Osmol’un askeriyesi bilgili ve gaddarca davranıyordu. İnsanlar ırkına ayıt olan zihin kapasitesi magmarlarda yoktu. Bu açıklığı magmarlar büyüleri kullanmak ile kapatıyorlardı. Kıtaların ikisinde de şehirler alevler içinde yanıp yıkılıyorlardı, bu alvlerin içinde Osmol’ul insanlar ırkın imparatorluk hayalleri de yanıyordu. 
      Magmarlar bukadar sert direniş ile karşılaştıklarında, Hair kıtasında korkulacak her hangi bir şey olmadığını sayarak ve karşı koyabilecek tüm ırkların yok edildiklerini düşünerek, var olan tüm askeri birliklerini Ogriy kıtasına attılar. Dağıtılan ve yok edilmiş olarak sayılan insanlar, elfler, bodurlar ve cüceler birlikleri kendi güçlerini birleştirerek Magrimar ve Faytvor şehirlerine tüm güçleriyle yöneldiler. Yapılan hareket umutsuzluk adımlarıydı. Magrimar çöktü. Birleşen birliklerin güçleri şehre girdiklerinde şehir ile yöneten ve Andelvan’ın en yakın arkadaşı olan Orgend korkunç bir büyü kullanmaya karar verdi, büyün genel bileşimi büyü kullananın kalbi ve ruhuydu. Ne yazık ki büyüler hakkında az bilgisi olduğu için saldıran birliklere karşı kullanılan büyü tüm şehri kapladı. Taşlar yanıyordu ve eriyordu, insanlar, elfler, magmarlar bir an içinde kölü dönüşmeye başladılar. Sanki Mirrou yıldızı göklerden indi ve Magrimar şehrini geçici olarak yeni ikametgah yeri olarak seçti.
      Birleşen askeriyenin diğer kısmı ise bodurların gizli yollarını kullanarak Ruan medenleri içnden geçerek kocaman bir yeraltı mağarası üstünde bulunan şehrin altına girdiler, ve bodurların taş yıkım güçlerini kullanarak kocaman bir şehri yer eltına gömmeye çalıştılar. Çabaları başarılı geçti. Bodurların yaptıkları kazıları sayesinde toprağın kayması başladı ve yeraltı mağarası kardeş mezarlığına dönüştü.  
      Ogriy kıtasına ulaşan bu haberler magmarları sanki deli etti. Diri kalan magmarların güçleri katlandı, kalbinde büyüyen acı ve kin onları daha gaddar yaptı. Smiru nehri hangisi uzun zaman boyunca kendi sakin sularını deniz açıklarına doğru götürüyordu ateş nehrine dönüştü. Alevler içinde yanan nehir Ogriy kıtasını sanki büyük bir yara izi olarak ikiye ayırıyordu. 
      İnsanların küçük şehirleri ilk olarak yer yüzünden yok oldular. Büyük şehirlerden ise ilk olarak yıkılan Grand-Fort ve Triverion Şehri oldular. Basturion Şehrin duvarları yanan okların altında yanıp yıkılmaya başladığı an Osmol tüm askeri birliklerini toplayıp son savaşa gönderdi onları. Osmol biliyordu ki bu savaş son savaş olacaktır ve kendi hayatını ve peşinden gidenlerin hayatını pahalıya satmayı düşünüyordu. Düşmanların yanan oku Osmol’dan hiç bir şey bırakmadı, sadece diğer insanların akıllarında - insanlar ırkının imparatorluğunu kurmayı çalışan biri olarak kaldı. Cehennem geçidinde bulunan Maasdar okulu dahi büyük belalar ile karşılaştı, okul kocaman kayalıklar altında kaldı, okul içinde kalan öğrenciler ve öğretmenler mezarlığına dönüştü. 
      Feo dünyası alevler içindeyidi, binlerce yıl kurulan dünya yıkılmak üzereydi. 
Savaş, tüm savaşlar gibi mantıksız olan bir savaş, ilk görünüşe göre dünyada tüm canlı varlıkların yok olmasını amaçlayan bir kötülüktür. Kıtalarda askeriyelerin dağınık birlikleri kalmıştır, onlar artık asker birliklerini değil de çeteleri anımsatıyorlardı. Feo dünyasında gerçekleşen tüm bu olaylar yüzünden dünya özü zayıladı ve Feo dünyasının topraklarında Kaos yaratıkları ortaya çıkmaya başladılar. Zombiler, vampirler, kötülük ruhları ve onlara benzeyen dier yaratıklar – Andelvan ve arkadaşları tarafından bilinçsiz bir şekilde kullanılan büyü icatlarıydılar, kısa bir süre sonra Feo dünyasında isimleri bilinmeyen bu yaratıklar hızla gelişmeye başladılar. İnsanlar ve magmarlar ise yeniden doğuyorlardı ne yazık ki onlar daha sinirli ve daha gaddardılar. Sadece, Ejderhaların ŞahibesininTanrılar tarafından gönderilen Shinala’nın gelişi, kötüye giden işlerin kısmen düzeltilmesinde izi vardır. Shinala savaşı yok etmedi, Shinala savaşa yeni bir anlam verdi.

Login Ekranı
  Şifremi Unuttum

Giriş bilgileriniz yoksa, kayıt olun.

Kayıt olun

Şifre Hatırlatıcı
Hata
Hata
Yukarı