Efsanevi Şahıslar
Etkinlikler
Evcil Hayvanlar
Satranç Taşları Kitabı
Malikane
Hayran Köşesi
KÖKENLER ÇAĞI

YARATMA ÇAĞI

Yaratıcı; Evren yaratılışı, denge.

 

    Hiç bir yerden ortaya çıktı. Hiç bir şeyden yaratıldı. Doğa afetleri çeşitlerini birleştiren, maddi ve maddi olmayan enerji kaynağı, Evreni hayallerden gerçeğe dönüştüren. Yaratıcı.
    İlk önce rüzgar esti, boş olan alanda yolunu bulmaya çalışıyordu, gittiği yönü bilmiyordu, esen rüzgar artık yaratılmıştı, evet, yaratılmıştı... Ondan sonra müzik sesleri gelmeye başladı . Müzik akıyordu, uçuyordu ve rüzgar ile karışıyordu, rüzgar içinde eriyip kayıp olmuyordu, artık boş olmayan alanda kendi izini bırakıyordu. Aniden bir kıvılcım parlayıverdi. Bir kıvılcım, iki, üç... Küçük ve parlayan noktalar, hengileri git gide çoğalıyorlardı, bir daire çizmeye başladılar. Kısa bir süre sonra kocaman ebatlarına sahip olan bir ateş küresi oluştu, küre soluyordu ve her an patlamaya hazırdı. Bir an... ve korkunç rüzgar fırtınası, ateşi ve müziği dans içinde çevirmeye başladı, ayin dansında dönüşüyordu tüm bileşimler BAŞLANGICIN dağilmiş TOPLAMINI yaratıyorlardı. Ateş küresi patlamadı, çok sayıda yıldızlara ayırıldı gibi, ortaya çıkan her yıldız müziğin ve rüzgarın bir parçasını alıp götürüyordu. Her yıldızın etrafında sanki Yaratıcı tarafından Evren boşluğuna atılan tohumlar – dünyalar oluşuyorlardı. Boşluk alanında hızlanan parçacıklar enerji ile, can ve Yartıcının iyilği ile doluyorlardı. Aynı maddeden yaratılan Evrendeki tüm dünyalar kendilerine has özellikleriyle doğuyorlardı. Tek parçadan oluşan farklı Dünyalar. 
   Ondan sonra su damlası ortaya çıktı. Evrenin susuzluğunu doyuran ve hayat veren. Su damlası – dünyalar gözyaşıydı ve sızıntılar başlangıcıydı. Su damlası diğer damlaları yanına çekiyordu, su damlası Yaratıcının avuçlarında kocaman bir şelaleyi oluşturdu ve oradan Evrenin kucağına tüy gibi düşüyordu. Şelale suları okyanusları, denizleri, gölleri, nehirleri ve ırmakları su ile doldurdu. Su mavi ağlarıyla Evrenleri kaplıyordu, hangilerinde hayat doğmaya başlıyordu.


    Tüm maddi olanakları yarattıktan sonra Yaratıcı Evrene hayat verdi, Evrene büyü ve doğa güçlerini verdi. Anlatılması ve açıklanması imkansız olan büyüler ve güçler Evrenin derinliklerine girdi ve saklandı, zamanı gelir ve onları kullanmak için bulacaklardır. Büyü ve güç ağaçların ve taşların içine, pınarların ve okyanusların dibine saklanmıştır, ağaçlar üzerinde çiçekler şeklinde açmıştır... Büyü ve doğa güçleri sanki uyku içindeydi, şimdilik uyku içindedir... zamanı daha gelmemiştir...
 Yaratıcı kendi eserine göz attı ve kendi işini beğendi, yarattığı her şey sahane denecek kadar güzeldir! Evrene ve evrendeki tüm canlı varlıklara şu sözleri söyledi: «Ben soluyacağım – siz benim ile birlikte soluyacaksınız, ben şarkı söyleyeceğim – siz şarkımın sözlerini söyleyeceksiniz... Ben kendime iki yardımca yaratacağım - iki Muhafız, onlar dengeyi kontrol edeceklerdir ve siz onlara yardım edeceksiniz. Bu andan itibaren onlar benim sadık hizmetkarlarımdır, onlar Evrenin yöneticileridirler, ben ise İstirahate çekiniyorum…»


  

  

 Evren Muhafızları. Tanrılar. 

 

    Evren ve evrendeki her hangi bir dünya denge kurallarına uymaktadır, denge kurallarına göre – kara güçler ak güçler ile savaşmaktadır, gece gündüz ile değişmektedir, beyaz büyü ise kara büyü ile savaşmaktadır.
   Yaratıcı, Evreni kontrol edecek olan iki Tanrıyı yarattı:
Yaratma Muhafızı Or’Verron ve Yıkım Muhafızını Tallaar’ı! Aynı orandaki güçlerine sahip olan Muhafızlar bir biriyle savaşmıyorlardı onlar evrenin dengesini koruyorlardı ve Yartılan her şeyin koruyucularıydılar. Yaratma Muhafızı – dünyaları aydınlatan yıldızlara ışık veriyordu, yelpaze gibi dünyaları soğutan rüzgarları veriyordu: Yıkım Muhafızı ise – yıldırımları ve sağınak yağışları dünyaya gönderiyordu, hangileri kendi tüm canlı varlıkları ve toprağı susuzluktan koruyordu, depremleri gönderiyordu, hangileri dağları yerle bir yapıyordu... Uzun süre boyunca Muhafızlar Evreni geliştirmek ve güzelleştirmek için şalışıyorlardı. Muhafızlar kendilerine yardımcı – Tanrıları yarattılar, Tanrıların her biri belirli güçlere, belirli afetin büyülerine sahipti,Tanrılar ölümü ve hayatı kontrol ediyorlardı.
    Laytir – Ateş Tanrısıdır: itaatsiz ve sert karaktere sihiptir. Zaptedilemez olan Faytir bir an içinde kocaman dünyayı yok edebilirdi. Açgözlü ateş dilleri kendi sahibini dinliyorlardı ve sahibin yolunda bulunan her şeyi yok ediyorlardı... Gradon - Toprak Tanrısıdır: gizemi ve gözelliği seven ve dünya toprakların tüm sırlarını bilen. Toprağın içinde hazineleri saklıyor ve şahane güzelliğine sahip olan taşları ve mineralleri yaratıyor. Deniz ve okyanus derinlikleri ve suları, tembel nehirlerin suları, ırmaklar ve göller, ufak su birikintileri ve sızıntılar Su Tanrısı Akvalon hükümdarlığı altındaydı. Toprakları susuzluktan hafif ve gözel bir yağmuru gönderip kurtarmayı mı yoksa büyük yıkım gücüne sahip olan selleri ve fırtınaları mı göndermeye karar veriyordu. Hava alanları ise Earit Tanrısı hükmü altındayıdı. Burada sakin esen ve sıcaktan koruyan razgarlardan korkunç fırtınalar doğuyordu, beyaz ve zararsız görünen bulutlar kara ve korkunç fırtına bulutlarına dönüşebilirler. Earit hava akımını kontrol ediyordu ve ona bu işte Hava Elementalleri yardım eidyorlardı. Her afet Tanrısı kendisine yardımcı yaratıyordu ve yaratılan yardımcılar onların sadık hizmetçilerine dönüşüyorlardı ve tüm sadakatiyle onlara hizmet ediyorlardı, Tanrılar tarafından verilen tüm emirleri yerine getiriyorlardı.
    Tanrılar dünyaların gelişmesinde yer alıyorlardı ve onları çeşitli canlı varlıklar ile dolduruyorlardı. Evrende – kocaman ebatlarına sahip olan Ejderhalar ortaya çıktılar, kötülüğün başlangıcı olan dev İblisler, yarıinsan-yarıboğa olan Minatörler, aniden alevlenip tekrar dirilen Anka kuşları, Golemler, Onikornlar ve Atadamlar ve daha çok ve farklı canlı varlıklar…
    Evren yaşıyordu, soluyordu ve gelişiyordu…

  

 

 

Tanrıların savaşları.

 

   Zaman akıp gidiyordu... Zaman çabuk mu yavaş mı geçiyordu bilinmiyor, hayat resimlerini değiştirip geçiyordu ve ölümlü olan her şeye yüksekten bakarak gülümsüyordu. İki güçlü varlık, iki eşit güç, iki Muhafız Evrenin kaderini yazıyordu. Her şey bu şekilde devam edecekmiş gibi gözüküyordu... Ne yazık ki kıskançlık solucanı sadece basit insanların beyinini değil, Muhafızlar gibi varlıkların da beyinleri bu solucan tarafından zarar görebiliyormuş. Onlar bile kıskançlığa karşı dayanamazlar. Günün birinde kendi üstünlüğünü hissedip ve tüm dünyanın hükümdarı olma isteği Tallaar’ın ruhunu yaktı, o an kötülük dışarıya çıktı ve serbest kaldı…
   Muhafızları yarattığı anda, Yaratıcı evrensel dengeyi koruyacaklarını düşünüyordu. Muhafızlara etki vermiştir kendisi ise İstirahate çekilmiştir. Sadakat ve inançlarıyla Evrene ve yaratılana hizmet edeceklerini düşünüyordu. Uzun süre boyunca onlar bu şekilde hizmet ediyorlardı, zamanı geldi ve denge bozuldu, dengenin bir kısmı üstünlük kazanmaya başladı…


   Tallaar’ın yıkım gücü olanakları daha fazla onun zihnini karartıyordu, yarardan ve faydadan daha fazla yıkım getiriyordu.Tallaar inandı ki o kendi yardımcısından daha üstündür, daha akıllıdır, daha güçlüdür ve Evren ile tek başına yönetebileceğini düşünüyordu. Evrende kendi kurallarını koymak istiyordu, kendi düzenini uygulamak istiyordu, kendi ahlakını ve dünyaların iradesini kendi hükmü altına almak istiyordu. Kötülük kendi kabından çıktı ve kendi iğrenç pençelerini evrenin derinliklerine sokmaya başladı, karşısına çıkan her canlı varlığı yok ederek.
   Tallaar’ın gücü günden güne yükseliyordu. Tallaar, korkunç güçlerine sahip olan, dokuz Devi yarattığında, hangileri Tanrıları bile öldürebiliyorlardı - dönüş günü olarak tarihte kalmıştır. Tallaar Devlerin ellerine yıkım gücü olan dokuz Kaos kılıcını verdi. Nefret ve kin ile yönetilen Devler etrafında ki her şeyi yıkıyorlardı, Yartıcı tarfından yaratılan düzen yok olmaya başladı, başlatılan olaylar dünyayı kaos içine gömmeye başladı.
Muhafızların sessiz savaşı açık savaşa dönüştü. Bu savaşın sonunu hiç kimse bilmiyordu. İyilik ve Kötülük bir biriyle savaşıyordu. Tallaar kendi tarafına Kaos güçlerini çağırıyordu ve Tanrıları kendi inancına çeviriyordu, onları Kaos hizmetçilerine dönüştürüyordu. Tallaar kendisi Kaos oldu!


   Evrenin her tarafında, aynı anda yada ayrı olan bölgelerde düşmanlar arasında çatışmalar başlıyordu, kanlı savaşlarda ırklar, devletler ve dünyalar yok oluyorlardı.
  Or’Verron ile hemfikir olan Tanrılar ve Devler arasındaki savaş Gluammey dünyasını çöle çevirdi, kan içinde kalan dünyada yeni hayatın doğması için imkan yoktu. Korkunç Devler kendi güçlü silahları ile karşılarına çıkan her şeyi yok ediyorlardı. Ölen savaşçıların bedenleri savaş alanlarında kalıyordu, silahların sesleri bir an için bile susmuyordu, öldürülen Tanrıların ruhları bedenlerini terk ederken son çığlığını atıp yok oluyordu, bu çığlık – acı ve umutsuzluk ile doluydu. 
   Zelir dünyasında ise Kaos hizmetçileri Denizler Tanrısı Sean ve Buzluk Tanrısı Aystrin ile çatışmaya girdiler. Çatışmanın sonu hiç bir zaman gelmeyecek gibiydi. Zafer kazanma şansı bir taraftan diğer tarafa geçiyordu. Tallaar’ın hizmetçileri Tanrıları ablukaya aldıkları an Sean son güçlerini toplayıp deniz ruhlarını yardıma çağırdı, Aystrin ise – buzlar ruhlarını. Kocaman, mavimsi-kara renginde bir dalga dünya üzerine yıkıldı ve bir an içinde buza dönüştü, buz altında Kaos hizmetçileri kaldıkları gibi, bir zamanlar yem yeşil olan Zelir topraklarını Buzluk Cehennemine çevirdi.


    Dünyalar arka arkaya ölüyorlardı, Evrenin yıldızları sönüyorlardı, Tanrılar bitmek bilmeyen savaşlarını sördürüyorlardı, canlı varlıkların kaderi ise savaşın başından beri belliydi – ölüm.
    Yaratma Muhafızı Or’Verron Evrene acı dolu bakışıyla baktı ve dünyalar yerine çöl ve yanık toprağı, soğuğu ve karanlığı gördü. Kaos tarafından yakınlarda tüm evren ele geçireleceğini anladı. Or’Verron Tallaar’ı dövüşe çağırdı, dövüşün sonu tüm dünyaların kaderini belirleyecektir. İki Muhafız, dövüşe iki güçlü Tanrı hazırlanmaya başladı, birebir, karşı karşıya konup birbirinin gözlerine bakıyorlardı. Muhafızlar, kalpleri ve zihinleri öfke ile dolu, gözleri ise kan ile dolu olan iki boğa gibiydiler. Muhafızlar karşı karşıya kondular ve ilk vuruşu kim yapacak diye beklemeye başladılar. «Senin hiç bir şansın yoktur…» -  hırıldayan sesiyle söyledi Tallaar ve Yaratma Muhafızına binlerce yıldırımlardan oluşan ateş küresini fırlattı. Buna karşılık Or’Verron orman ruhlarını çağırdı, onlar kendi güçlü kökleriyle ve dallarıyla Tallaar’ı bir kaç saniye içinde ağ şeklinde bir kapana kıstılar. Yıkım Muhafızı dallardan ve köklerden oluşan ağ içinden çıkmayı başardı, kendi düşmanına ise korkunç güce sahip olan taş yığınını gönderdi, bu olay «dövüş alanın» etrafında bulunan her şeyi yok etti. Or’Verron kıpırdamadan yerinde duruyordu. Zihni bozuk olan Tallaar ise tekrar Or’Verrona karşı ateş kürelerini göndermeye başladı. Or’Verron kendini toparladı, Evrenin tüm su güçlerini bir araya topladı ve ateşe karşı kocaman bir su dalgasını gönderdi... Uzun süre dövüş sürdü, birbirine kendi güçlerini ıspat etmek isterken hiç bir şeye varamadılar, onlar aynı güçlerine sahiptirler. Biraz zayıflamış olan ama halen boyun eğmek istemeyen düşmanlar Yaratıcı tarafından yaratılan nerdeyse her şeyi yok ettiler. Bu savaş sonsuza kadar devam edebilirdi...


   Ve ozaman Or’Verron – Ulu Tanrı ve Cesur Savaşçı, anladı ki, kendisi kayıp olduğunda Evreni Tallaar’ın kötülüğünden kurtarabilecektir, kendisini Boşluğa göndermeye karar verdi. Orada hükmetme ve yaratma olanağı olmayacaktır, aynı anda, denge kurallarına göre, onunla birlikte Boşluğa Tallaar da gidecektir.
   Yaratma Muhafızı kararını aldı... O an için tek doğru olan kararı aldı. Bu karar Evreni zafere götürecektir, ve Evren kurtulacaktır...
   Ürpertici bir sessizlik dünyaları kapladı, sanki her şey havada asılı kaldı ve zaman kendi akımını durdurdu, hiç bir şey Evrenin sessizliğini rahatsız etmiyordu. Sonra hafif bir rüzgar esmeye başladı, tedirgin bir şekilde kendi yolunu araştıtr gibicesine... Rüzgar güçlenmeye başladı... güçleniyor... güçleniyor ... Bir an sonra hafif rüzgar fırtınaya dönüştü, güçlü, acımasız ve durdurulamaz olan fırtına yoluna çıkan her şeyi yok ederek Evrenin alanlarında uğulduyordu ve bağırıyordu... Uzaktan ise sesler duyuluyordu...
  - Yaşa... yaralanan... yaşa ve geliş... Sen varsın ve sen olacaksın... Gök güçleri diriliniz, olağanüstü olanların zihinlerini ve kabiliyetlerini kendi hükmünüz altına alınız... Onları kilitleyiniz ve hükmetmelerine izin bir daha vermeyiniz... Biri gittiğinde diğeri de gitmek zorundadır... denge tekrar eski şeklini aldı...


   Bu kelimelerin sonunda rüzgar delicesine daire çizerek dönmeye başladı, kocaman ebatlarına sahip olan bir huni şeklini alarak... Fırtına başı yaratığın ağzı gibi açıldı ve Ulu Tanrıları toz gibi somurdu... O an sessizlik tekrar dünyaları kapladı, rüzgar gücünü kayıp etti, sanki az evvel burada fırtına yokmuş gibi. Her şey bitti...



Login Ekranı
  Şifremi Unuttum

Giriş bilgileriniz yoksa, kayıt olun.

Kayıt olun

Şifre Hatırlatıcı
Hata
Hata
Yukarı