Efsanevi Şahıslar
Etkinlikler
Evcil Hayvanlar
Satranç Taşları Kitabı
Malikane
Hayran Köşesi
KÖKENLER ÇAĞI

Eon, Evrenin Yaratılışı ve Denge

Hiçlik... O, hiçlikten çıktı. Hiçlikten var oldu. Doğayı ve afetleri birleştirdi, evreni hayallerden gerçeğe dönüştürdü, maddesel ve kozmik enerjinin kaynağı Eon.

Öncesinde hiçbir şey olmayan karanlık vardı. Bu karanlığın içinde ilk olarak rüzgâr esti. Uçsuz bucaksız karanlıkta yolunu bulmaya çalışan bir rüzgâr. Karanlığın en ücra köşelerine kadar ulaşan bu rüzgâr artık varlığını hissettiriyordu. Evet, o artık vardı, var olmuştu, yaratılmıştı. Ardından müzik sesleri duyulmaya başladı. Müziğin tınıları uçuyordu karanlığın içinde, hiçbir şeyin olmadığı bu yokluğun içinde akıyor, rüzgârla karışıyordu. Fakat rüzgârın içinde eriyip kaybolmuyordu. Artık boş olduğu söylenemeyecek alanda kendi izini bırakıyordu.

Derin karanlığın içinde aniden bir kıvılcım parlayıverdi. Derken bambaşka bir yerde ikincisi görüldü. Üç, dört, beş derken bir süre sonra karanlık artık sadece bir karanlık değildi. Işıklar hareket etmeye başladılar. Gelişigüzel bir hareket değildi bu. Tüm ışıklar bir amaç uğruna var olmuşçasına hareket ediyorlar ve bir daire çiziyorlardı. Çok geçmeden, kısa bir süre sonra devasa ebatlara sahip bir küre oluştu. Sıradan bir küre değildi bu. Karanlığın içinde varlığını hissettirecek kadar büyük bir ateş küresiydi. Sanki nefes alıyordu. Solurcasına eylemler sergiliyordu bu küre. Patlayacak gibiydi, soludukça büyüyor, nefes aldıkça ateşi harlanıyordu. Öyle an geldi ki, korkunç bir rüzgâr fırtınası ateşi ve müziği içine aldı. Var oluşun 4 temeli; rüzgâr, müzik, ışık ve ateş harmanlanmıştı. Bir ayin dansına dönüşmüştü bu. Var oluşun 4 temeli başlangıcın formülünü oluşturuyordu.


Var Oluşun 4 Temelini Barındıran Ateşten Küre

Ateşten küre patlamadı. Çok sayıda yıldızlara bölündü ve sonsuzluk içindeki karanlıkta her bir yana dağıldı. Küreden ayrılan her yıldız müziğin ve rüzgârın bir parçasını alıp götürüyordu. Her yıldızın etrafında Eon tarafından evrenin boşluğuna atılan tohumlar oluşuyordu. Bu tohumlar milyonlarca dünyayı temsil ediyordu. Bu sonsuz boşluk içinde hızlanan parçacıklar enerji, hayat ve Eon’un iyiliği ile doluyorlardı. Aynı maddeden var olmasına rağmen evrendeki tüm dünyalar kendine özgü özelliklere sahip oluyordu. Tek bir parçadan oluşan farklı dünyalar. İşte yaşamın özeti buydu.


Ateşten Kürenin Dağılması Sonucunda Evren

Ardından ortaya su damlası çıktı. Evrenin susuzluğunu doyurdu ve ona hayat verdi. Dünyalar birer gözyaşıydı adeta ve akıntılar başladı. Su damlası diğer su damlalarını yanına çekiyordu. Eon’un avuçlarından akan kocaman bir şelale haline gelen tüm bu damlalar evrenin kucağına bir tüy gibi düşüyordu. Eon’un avuçlarında can bulan bu şelalenin suları; okyanusları, denizleri, nehirleri, gölleri ve ırmakları su ile doldurdu. Masmavi ağlarıyla evreni kaplamaya başladı su ve hayat verdi birçok çorak dünyaya.


Eon
'un Avuçlarından Süzülen İlk Su Damlaları

Tüm bu maddi olanakları yaratan Eon artık evrene hayat sunmaya karar verdi. Evrene büyüyü ve doğa güçlerini bahşetti. Anlatılması ve açıklanması imkânsız olan bu esrarengiz büyüler ve güçler evrenin derinliklerine girdi ve saklandı. Kimisi kendisine bir dünya buldu saklanmak için, kimisi evrende gezintiye çıktı, kimisi ise maddeye dönüştü ve dünyanın kendisi oldu. Zamanı geldiğinde saklanan bu büyü ve güçler onları kullanacak kişiler tarafından bulunacaklardı.


Büyülü Güçlerin Evrene Dağılışı

Büyü ve güç ağaçların ve taşların içine, pınarların ve okyanusların dibine saklandı, ağaçlar üzerinde çiçek olup açtı. Tüm bu büyü ve doğa güçleri sanki bir uyku içindeydi. Şimdilik… Zamanı gelene kadar…

Eon, kendi eserine bir baktı ve oldukça beğendi. Yarattığı her şey şahane denecek kadar güzeldi. Evrene ve evrendeki tüm canlı varlıklara seslendi:

“Ben nefes aldıkça, sizde benimle nefes alacaksınız. Ben şarkı söylerken sizler de bana eşlik edeceksiniz. Tüm bu düzeni dengede tutmaları için kendime iki yardımcı yaratacağım. İki şanlı muhafız. Onlar dengeyi kontrol edecekler ve siz onlara yardım edeceksiniz. Bu andan itibaren onlar benim sadık hizmetkârlarımdır. Onlar tüm bu evrenin yöneticisi, koruyucusu ve düzenleyicisidir. Ben ise istirahate çekiliyorum…”

 

 Evren Muhafızları & Tanrılar

Evren ve evrende yer alan tüm dünyalar denge kuralına uymaktadır. Denge kurallarına göre; kara güçler - ak güçler ile savaşmaktadır, gece – gündüz ile değişmektedir, beyaz büyü – kara büyü ile kapışmaktadır. Her şeyin bir zıttı vardır ve bu durum dengenin dayanağıdır.

Eon, evreni ve evrendeki dengeyi kontrol etmeleri için iki muhafız yarattı. Yaratma Muhafızı Or’Verron ve Yıkım Muhafızı Talaar.

Yaratma Muhafızı Or’Verron
Yaratma Muhafızı Or’Verron
Yıkım Muhafızı Talaar
Yıkım Muhafızı Talaar

Aynı oranda güce sahip olan bu iki muhafız birbiri ile savaşmıyordu. Bu iki muhafızın en öncelikli görevi dengeyi ve yaratılan her şeyi korumaktı. Yaratma Muhafızı evrende dünyaları aydınlatan yıldızlara ışık veriyor, yelpaze gibi dünyaları soğutan rüzgârları estiriyordu. Yıkım muhafızı ise yıldırımları ve sağanak yağışları dünyalara gönderiyordu. Tüm canlı varlıkları ve toprağı susuzluktan koruyorlar, depremleri gönderiyorlar, dağları yerle bir ediyorlardı. Felaketleri yâda güzellikleri tamamen denge için kullanıyorlardı. Uzunca süre muhafızlar evreni geliştirmek ve güzelleştirmek için çalışıyorlardı. Muhafızlar bir süre sonra evrenin her alanında yer alan dünyalarda dengeyi ve canlıları koruyabilmek için kendilerine yardımcı tanrıları yarattılar. Tanrıların her biri belirli güçlere, belirli afetin özelliklerine sahipti. Tanrıların her biri ölümü ve yaşamı kontrol ediyorlardı.

Laytir ateş tanrısıdır. İtaatsiz ve sert karaktere sahiptir. Zaptedilemez olan Laytir bir an içinde kocaman dünyaları yok edebilecek güçtedir. Sahibine sadık ve açgözlü olan ateş dilleri Laytir’in komutu ile hareket ediyor ve önüne gelen her şeyi kül ediyorlardı.


Ateş Tanrısı Laytir

Gradon toprak tanrısıdır. Gizemi ve güzelliği sever, dünya toprakları üzerindeki tüm sırları bilir. Toprağın içinde değerli hazineleri saklar ve şahane güzelliğe sahip olan taşları ve mineralleri bünyesinde barındırır. Gradon güzelliğe ve nezakete düşkün olmasına rağmen oldukça korkunç ve ürkütücü bir yapıya sahiptir. Toprak üzerinde işlenen suçlar Gradon’u sinirlendirir ve böyle durumlarda tüm öfkesini çevresinde bulunan canlılara yansıtır. Onun için denge her şeyden önemlidir. Ortada bir kusur varsa cezası verilerek denge korunmalıdır.

Toprak Tanrısı Gradon
Toprak Tanrısı Gradon

Akvalon dünyalar üzerinde yer alan nehir ve akarsuları yöneten, deniz ve okyanusları haşmetli dalgalar ile geçilemez kılan su tanrısıdır. Akvalon kimi zaman kuraklıktan tükenmiş topraklara su ve yağmur gönderen bir kurtarıcı kimi zaman ise doğaya zulmeden sel ve dev akıntılar yöneten bir gaddar olabiliyordu.

Su Tanrısı Akvalon
Su Tanrısı Akvalon

Earit ise hava tanrısıdır. Hava alanları onun hükmü altındadır. Sakin esen ve sıcaktan koruyan rüzgarlar Earit’in eseriydi. Tertemiz ve zararsız görünen beyaz bulutlar ise bir hareketi ile kara ve korkunç fırtına bulutlarına dönüşebiliyordu.

Hava Tanrısı Earit
Hava Tanrısı Earit

Muhafızlar tarafından yaratılmış onlarca tanrı vardı. Her biri evrendeki dengeyi ve canlıları korumak için yaratılmıştı. Bu gayeden şaşmayan tanrılar, evrenin her bir yanında bulunan dünyaları güzelleştirmek için çok çalıştılar. Muhafızların emrinden çıkmadılar ve dengeyi daima eşit tuttular.

Her tanrı tıpkı onları yaratan muhafızlar gibi kendilerine yardımcılar yaratıyorlar ve bu yardımcıları sadık hizmetçilerine dönüştürüyorlardı. Hizmetçiler ise tüm sadakatleriyle tanrılar tarafından onlara verilen her görevi yerine getiriyorlardı. Ayrıca tanrılar hizmetkarların dışında onların işlerini kolaylaştıracak bazı nesne ve artefaklar da yaratıyorlardı. Örneğin hava akımını kontrol eden Earit, ona bu işinde yardımcı olması için Hava Elementalleri adına bir nesne yaratmıştı ve bir süre sonra bu nesneyi kullanmaları için sadık hizmetçilerine teslim etti.

Tanrılar, kendilerine verilen dünyaların geliştirilmesi görevinde yer almaktaydılar ve bu dünyaların içini çeşitli canlılarla dolduruyorlardı. Evrenin her bir yanında kocaman ebatlara sahip olan ejderhalar, kötülüğün başlangıcı olan dev iblisler, yarı insan yarı boğa olan minatörler, aniden alevlenip tekrar dirilen anka kuşları, golemler, unikornlar, at adamlar, gorgulyalar ve daha çok farklı hatta keşfedilmemiş canlı varlıklar.

Evren yaşıyordu, nefes alıyordu ve gelişiyordu.

 

Evren Muhafızlarının Savaşı

Zaman akıp gidiyordu. Henüz evrende kavramı değer kazanmamış tek olgu zamandı. Bu yüzden yavaş mı geçiyordu yoksa hızlı mı bilinmiyor ve zaman ölümlü olan her şeye tepeden bakıyordu gülümseyerek. İki varlık, iki eşit güç, iki muhafız Eon’un istirahatinde evrenin kaderini yazıyorlar onu inşa ediyorlardı. Her şey bu şekilde devam edecekmiş gibi görünüyordu. Fakat öyle olmadı. Kıskançlık denen yılan sıradan bir insanı nasıl elde edebiliyorsa evrene hükmetmesi ve dengeyi koruması için sınırsızca yetkisi olan muhafızları da ele geçirdi. Muhafızlar bile kıskançlığa dayanamazlar. Günün birinde kendi gücünü fark eden Talaar tüm evrenin hâkimi olmak ve tek başına yönetmek isteğiyle yanıp tutuştu. O an kötülük dışarı çıktı ve serbest kaldı. Artık bu düzen, bu denge korunamayacak kadar tehlikedeydi.

Muhafızları yarattığında Eon, evrensel dengeyi koruyacaklarını düşünüyordu. Muhafızlara bu koruma için yetki verip kendisi istirahate çekilmişti. Sadakat ve inanç ile evrene ve yaratılanlara hizmet edeceklerini düşünüyordu. Uzun süre boyunca bu şekilde hizmet eden muhafızlar için zaman geldi ve denge bozuldu. Denge kalmadı ve bir taraf üstünlük kazanmaya başladı.

Talaar’ın yıkım yetenekleri zihninin kararmasını kolaylaştırıyordu. Yarar ve fayda sağlamaktan ziyade artık evren için yıkım getiriyordu. Talaar herkesten daha güçlü, akıllı ve üstün olduğuna inanmaya başladı. Evrenin tamamını tek başına tek başına yönetebileceğini düşünüyordu. Evrende kendi gaddar kurallarını koymak ve kendi düzenini yürütmek istedi. Tüm dünyaların iradesini kendi hükmü altında toplayıp kendi ahlaki değerleri çerçevesinde yönetmek istiyordu. Kötülük artık kendi kapanından çıkmıştı ve yayılmaya başladı. İğrenç pençelerini evrenin derinliklerine doğru sokmaya başladı. Karşısına çıkan her canlı varlığı yok ediyor ve evreni ilk karanlığına geri götürmek için ilerliyordu.

Talaar’ın gücü günden güne yükseliyordu.  Gücünü, kendisi için mücadele edecek ordulara vermek istedi ve dokuz devi yarattı. Bu devlerden bazıları tanrıları bile öldürebilecek güçteydi. Talaar devlerin eline yıkım gücü olan 9 tane Kaos kılıcı verdi. Nefret ve kin ile yönetilen devler gözü dönmüşçesine etrafındaki her şeyi yıkıyorlardı. Eon tarafından kurulan düzen yok olmaya başlamıştı. Başlayan bu olaylar evren Kaos’u var etti. Kaos evrenin her bir yanında kötülük ve yıkımı canlılar üzerine kullanmaya başladı.

Muhafızlar arasındaki sessiz savaş artık alelade bir açık savaşa dönüşmüştü. En önemlisi ise bu savaşın sonunu kimse göremiyor, sonuçlarını bilemiyordu. İyilik ve kötülük birbiriyle savaşıyordu. Talaar bu esnada kendi tarafına Kaos güçlerini çağırıyor ve Tanrıları kendi inancına çekiyordu. Onları birer Kaos hizmetçisine dönüştürüyordu. Zaman geçtikçe her şey daha da netleşti. Talaar, Kaos’un ta kendisi oldu.

Evrenin her bir yerinde artık düşmanlar arasında çatışmalar vardı. Kanlı savaşlar neticesinde ırklar, devletler ve dünyalar yok oluyordu.

Or’Verron ile onun yanında olan Tanrılar ve Devler arasındaki savaş Gluammey dünyasını çöle çevirdi. Kan gölüne dönen bu dünyada yeniden bir hayatın yeşermesi için imkan yoktu. Korkunç devler kendilerine ait güçlü silahları ile karşılarına çıkan her şeyi yok ediyorlardı. Ölen savaşçıların bedenleri savaş alanında kayboluyordu. Silahların sesleri bir an bile susmuyor, öldürülen tanrıların ruhları bedenlerini terk ederken son çığlıkları evrene biraz daha acı ve umutsuzluk aşılıyordu.


Kaos Tarafından Çöle Dönüştürülürken Gluammey Dünyası

Zelir dünyasında ise Kaos hizmetçileri ile Denizler Tanrısı Sean ve Buzluk Tanrısı Aystrin arasında çatışma vardı. Bu savaşın sonu hiçbir zaman gelmeyecek gibiydi. Zafer kazanma şansı sürekli taraf değiştiriyordu. Talaar’ın hizmetçileri tarafından abluka altına alınan Sean son güçlerini toplayıp deniz ruhlarını yardıma çağırdı. Aystrin ise buzlar ruhlarını. Kocaman, mavimsi-kara renkte bir dalga dünya üzerine yıkıldı ve bir an içinde buza dönüştü. Kaos güçlerinin tamamı buz altında etkisiz kaldılar. Fakat bir zamanlar yem yeşil vadilerle ve akarsularla dolu olan Zelir toprakları da buzluk cehennemine dönüştü.

Dünyalar arka arkaya ölüyor, evrenin yıldızları sırasıyla sönüyordu. Tanrılar, bitmek bilmeyen savaşlarını sürdürmeye devam ederken canlı varlıkların kaderi ise başından belliydi, ölüm.


Evreni Yok Etmeye Niyetli Antik Kaos Yaratıkları

Yaratma Muhafızı  Or’Verron evrene acı dolu bakış attı ve yemyeşil, canlı dünyalar yerine çöl ve yanık toprakların, karanlığın yer aldığı sönmüş dünyalar gördü. Böyle giderse yakın zamanda tüm evrenin Kaos’a teslim olacağını anladı. Bunu engellemek için elinden gelecek tek bir şey vardı. Talaar’ı dövüşe çağırdı. Bu dövüşün sonu tüm dünyaların dolayısıyla da evrenin kaderini belirleyecekti. Bu iki güçlü muhafız dövüşe hazırlanmaya başladı. Evrenin orta noktasında karşı karşıya geldiler ve birbirlerinin gözlerine bakıyorlardı. Her iki muhafızla kalpleri ve zihinleri öfke ile dolu, gözleri ise kan ile dolu olan iki boğa gibiydiler. Or’Verron ve Talaar karşı karşıya geldiler ve ilk vuruşu kim yapacak diye beklemeye koyuldular. Talaar etrafına korku yayan öfke dolu ses tonuyla gürledi:

“Senin hiçbir şansın yok!”

Cümlesini bitirir bitirmez Yaratma Muhafızı'nın üzerine binlerce yıldırımdan oluşan dev bir ateş küresi fırlattı. Rakibinin hamlesine karşılık Or’Verron orman ruhlarını çağırdı. Ruhlar güçlü kökleri ve dallarıyla Talaar’ı birkaç saniye içerisinde ağ şeklinde bir kapana kıstırdılar.  Yıkım muhafızı kısa süre içerisinde kök ve dallardan oluşan bu ağın içerisinden çıkmayı başardı. Düşmanına ise korkunç bir güce sahip olan taş yığınını gönderdi. Bu hamle dövüşün yapıldığı alanın etrafında bulunan her şeyi yok etti. Or’Verron düşmanının güçlü hamlesinden sonra kıpırdamadan yerinde duruyordu. Zihni karanlık ve kötü niyetlerle dolu olan Talaar ise tekrar Or’Verron’a karşı ateş kürelerini göndermeye başladı. Or’Verron kendini toparladı, evrenin tüm su güçlerini bir araya topladı ve ateşe karşı kocaman bir su dalgasını gönderdi. Birbirlerine en acımasız ve korkunç büyüler ile saldıran ve rakiplerinin hamlesine karşı çözüm üretmeye çalıştıkları bu savaş çok uzun devam etti. Rakiplerine üstünlük sağlamak için birbirlerine güç gösterisi yaparken aslında hiç bir şey elde edemediklerini gördüler. Talaar kendisini ne kadar geliştirirse geliştirsin bu muhafız her daim evrenin her yerinde aynı güçte olacaklardı. Bu uzun süreli savaş nedeniyle biraz zayıflamış olsa da halen boyun eğmek istemeyen bu iki muhafız Eon tarafından yaratılan neredeyse her şeyi yok ettiler. Evrende yaşanabilecek çok az sayıda dünya kalmıştı ve daha da kötüsü bu savaş sonsuza kadar devam edebilirdi.

Ulu muhafız ve cesur savaşçı Or’Verron anladı ki; bu evreni Talaar’ın kötülüğünden yalnızca kendisi kayıp olduğunda kurtarabilecektir. Evrenin başlangıcı olan, hiçbir şeyin olmadığı hiçliğe kendisini göndermeye karar verdi. Hiçlikte yaşam yoktur, nesne ve ruh yoktur. Orada hükmetmek ve yaratmak mümkün değildir.

Denge kurallarına göre Or’Verron boşluğa giderse Talaar’da onunla beraber gidecektir ve evreni bu cehennem ateşinden korumanın tek yolu budur.

Bu uzun savaş esnasında bulduğu her fırsatta bu fikri düşünen Yaratma Muhafızı sonunda kararını verdi. O an için bir doğru karar vardı. Bu karar evreni zafere götürecek ve evren kurtulacaktı. Bir an ürpertici bir sessizlik dünyaları kapladı. Sanki hafif bir rüzgar esmeye başladı. Rüzgar güçlenmeye başladı. Güçlendi ve daha çok güçlendi. Bir an bu hafif rüzgar fırtınaya dönüştü. Güçlü, acımasız ve durdurulamaz olan bu fırtına yoluna çıkan her şeyi yok ederek evrenin alanlarında uğulduyor ve bağırıyordu. Uzaklardan, çok uzaklardan duyulan uğultu gittikçe yaklaşıyor ve netleşiyordu…

“Yaşam… Ölüm… Denge… Hiçliğin gücü canlan! Olağanüstü olanların zihinlerini ve kabiliyetlerini kendi hükmün altına al! Onları kilitle ve hükmetmelerine bir daha asla izin verme. Biri gittiğinde diğeri de gitmek zorundadır. Denge bunu gerektirir…”


Or’Verron’un Hiçliği Tetikleme Ayini

Tüm bu seslerin neticesinde rüzgâr delicesine daire çizerek dönmeye başladı. Evren içindeki onlarca dünyayı yutabilecek büyüklükte bir huni şeklini aldı. Fırtınanın başı sanki bir yaratığın ağzıymış gibi açıldı ve ulu muhafızları bir hamlede yuttu. O an sessizlik evreni tekrar kapladı. Sanki az önce burada bir fırtına yokmuş gibi rüzgâr tüm gücünü kaybetti. Her şey bitti…

Login Ekranı
  Şifremi Unuttum

Giriş bilgileriniz yoksa, kayıt olun.

Kayıt olun

Şifre Hatırlatıcı
Hata
Hata
Yukarı